İKSİR
Düşünce Sorbesi

Neden Hiçbir Şeyi Hatırlamıyoruz?

İksir DergiOn Birinci Sayı, Ekim 2026

Telefonumda kaç megabayt yer kaldı bilmiyorum ama son günlerde sürekli saklama alanım doluyor.. En büyük yeri kaplayan uygulamam tabii ki Fotoğraflar.

Birbirinin aynısı onlarca video, yüzlerce fotoğraf var. Sürekli yer açmak için video ve fotoğraflarımı siliyorum. Gittiğim yerler, yediğim yemekler, gördüğüm manzaralar, tanıştığım insanlar, sevdiğim insanlar… Hepsinin en az bir fotoğrafı var. Hayatımın arşivini azaltıyorum.

Ama işin garip tarafı şu: Bazen fotoğraflara bakmadan o günü hatırlayamıyorum.

Geçen yaz nereye gittiğimi biliyorum. Telefonum söylüyor. Hangi gün, hangi saat, hatta bazen hangi sokakta olduğumu bile biliyorum. Fotoğraflar orada. Konum bilgileri orada. Hikayeler, videolar, mesajlar…

Ama o gün ne hissettiğimi hatırlıyor muyum?

İşte orası biraz bulanık.

Belki de hayatımızı hatırlamaktan çok, arşivlemeye başladık.

Eskiden bir anın kaybolmasından korkardık. Şimdi ise kaybolmasın diye her şeyi kaydediyoruz. Ama bu kez başka bir şey kayboluyor gibi: O anın kendisi.

Bir yere gidiyoruz ve önce bakmıyoruz, fotoğrafını çekiyoruz. Güzel bir yemek geliyor ve önce tatmıyoruz, telefonumuzu çıkarıyoruz. Bir konsere gidiyoruz, sevdiğimiz şarkının nakaratında gözlerimizi kapatmak yerine ekranımıza bakıyoruz.

Sonra eve dönüyoruz.

Ve elimizde o anın kanıtları kalıyor.

Ama anın kendisi?

Belki biraz eksik.

Bazen düşünüyorum: Fotoğraf çektiğimiz için mi anılarımızı daha az hatırlıyoruz, yoksa artık hatırlamak zorunda olmadığımızı düşündüğümüz için mi?

Çünkü telefonlarımız bizim yerimize hatırlıyor.

Doğum günlerini hatırlıyor. Gittiğimiz yerleri hatırlıyor. Kiminle ne zaman konuştuğumuzu hatırlıyor. Geçen yıl bugün ne yaptığımızı bize bildiriyor. “Bir yıl önce bugün” diyerek geçmişimizi düzenli aralıklarla önümüze çıkarıyor.

Bizim yapmamız gereken tek şey bakmak.

O kadar çok fotoğrafımız var ki, hangisinin gerçekten önemli olduğunu seçmek zorlaşıyor. Her şeyi kaydettiğimizde hiçbir şeyin özel kalmaması gibi bir durum oluşuyor.

Belki de bu yüzden bazen çocukluğumuzdan tek bir fotoğrafı yüzlerce kez hatırlarken, geçen yıl yaptığımız tatilin binlerce fotoğrafı arasında kayboluyoruz.

Az olan şeyin hafızada daha fazla yer kaplaması gibi.

Telefonumda yıllar önce çekilmiş binlerce fotoğraf var. Bazılarını hiç hatırlamıyorum. Bazılarını görünce “Ben bunu ne zaman yapmışım?” diyorum.

Kendi hayatımın seyircisi gibi.

Ama bazen hiçbir fotoğrafı olmayan bir an geliyor aklıma.

Bir gece yürüyüşü.

Birinin söylediği çok basit bir cümle.

Uzun zamandır dinlemediğim bir şarkının ilk kez duyulduğu bir an.

Bir yaz akşamı.

Ve şaşırtıcı şekilde, onları çok net hatırlıyorum.

Demek ki bazı şeyleri hatırlamak için kaydetmek gerekmiyor.

Belki de tam tersine, bazen kaydetmemek gerekiyor.

Arşiv her şeyi saklar.

Hatıra ise sadece önemli olanı.

Ve galiba biz son yıllarda hayatımızı arşivlemeyi, yaşamaktan biraz daha çok sevmeye başladık.

Sonra daha korkutucu olanı geliyor aklıma.

Ya fotoğrafını çektiğim için, onu yeterince yaşamıyorsam?