İksir Dergi
Korku Nedir?

Merve:
Korku birçoğumuz için tehdit karşısında verilen ilkel bir tepkidir. Bence insanoğlu için korku kendini tanıma sürecinin en sessiz ama en ısrarcı eşlikçisidir. Kontrol edemediğimiz, adını koyamadığımız ya da sonuçlarını öngöremediğimiz her şey korkunun alanına girer ve bazen de mutluluk ihtimalinin kıyısında beliriverir. Korkularımız aslında kaybetmekten en çok çekindiğimiz şeyleri mi işaret eder?
Başarısızlıktan korkan biri, değerli olma arzusunu; yalnız kalmaktan korkan biri, ait olma ihtiyacını; sevilmemekten korkan biri, görülme isteğini taşır içinde. Korku bu anlamda bir zayıflıktan öte insanın kendine tuttuğu istemsiz bir aynadır. Bastırılan hiçbir korku yok olmaz. Yalnızca başka şekillerde geri döner. Kaygı, mesafe, suskunluk olarak. Çünkü korkularımızdan kaçtığımızı sandığımız yer, belki de ertelemeyi öğrendiğimiz yerdir. Korkuyla baş etmek; onu yenmek değil, onu duymayı kabul etmektir. Korkunun ne anlatmak istediğini anlamadan ondan kurtulmak mümkün değildir.
Mesela benim en büyük korkum, duygularıma sahip çıkmaktır. Onları bastırmadan, küçümsemeden, başkasının konforu için inkar etmeden var edebilmektir. Duygularına sahip çıkan insan; reddedilmeyi, yanlış anlaşılmayı ve kaybetmeyi göze alır. Korku tam da burada büyür. Ya hissettiklerim fazla gelirse? Ya bu duygularla fazla kalırsam?
Belki de korku cesaretin karşısında durmuyordur. İnsan en çok korktuğu şeyle yüzleştiğinde değil, o korkuya rağmen adım attığında kendine yaklaşır. Ve bazen en büyük cesaret duygularına sahip çıkıp “Ben buradayım.” diyebilmektir. Korkuyu susturmak yerine onu dinleyebilecek kadar kendimize yaklaştırmak umuduyla..
Son olarak korkularınızı dinlerken size bir şarkı önerisi bırakarak yazımı sonlandırıyorum. “Something Just Like This - Coldplay & The Chainsmokers”
İlayda:
Böyle sorulunca insan önce en çok neyden korktuğunu düşünmeye başlıyor. Ben kuşlardan korkarım, ıssız ve karanlık sokaklarda tek başıma yürümekten korkarım, kahvemi yaparken ya bu sefer kahvesini çok koyduysam ve çok acı olursa diye korkarım, eğer yaz aylarındaysak denize girmeden yazı bitirmekten; kış aylarındaysak hasta olmaktan korkarım.
Bir de sevgisizlikten korkarım. Sevgisiz geçecek gün ihtimalinden korkarım. Ama en çok, gözünde yaşı kuruyan bakışlardan korkarım.
Peki ya korkusuzluk?
Bir kabilenin en önünde göğsünü gererek yürümek mi yoksa geceleri evinin en karanlık koridorunda koşmadan ilerleyebilmek mi? Cesareti olmayan biri korkusuz olamaz mı? İlla uçurum kenarından aşağıya mı bakmalı? Dünyanın en güvenli limanında kalbimiz küt küt atamaz mı?
Bana kalırsa, atabilir. Çünkü;
Korku içimizde, pusulası da elimizde. Geçmişimizin bıraktığı izlerde, aralamaya cesaret edemediğimiz perdelerde. Korku ölümde. Kaybetme ihtimalimiz olan her şeyde. Yaşlı birinin buruşmuş ellerinde veya okul çıkışında annesinin onu almasını bekleyen bir çocuğun gözlerinde.
Ya da demlenen bir kahvede, sessizce duran bir kuşun kanatlarında.
Sahi, korku nedirden de öte; “Korku nerede?”