İKSİR
Bir Kitap Bin Hayat

Adı Aylin

İksir DergiOn Birinci Sayı, Ekim 2026

AYLİN: Yaşam, fırtınada dönen bir yeldeğirmeni gibiydi. Rüzgâr hızıyla koşuyordu Aylin.

Merhaba sevgili İksir ailemiz,

Sonbahar gibi davranmayan ve hala sıcaktan kavuran bir eylül ayından sesleniyorum size.

Efendim, Nasılsınız ? Umarım her şey yolundadır.

Ben de işte okul açılış heyecanı yeniden öğrencilere karışacak olmanın verdiği neşe ile geçtim klavyenin başına.

Bu ay size günümüz yazarlarından hala röportaj veren ve her röportajı bir ders niteliğinde olan yazar Ayşe Kulin’in: Adı Aylin adlı kitabıyla geldim. Bu kitap biyografik bir kitap olup yazarın zaten çok yakın arkadaşı olan birinin hayat hikayesi.

Ama önce her zaman ki gibi biraz yazarı tanıyalım.

1941 yılında İstanbul da iyi bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen yazar özel okullarda okumuş kaliteli bir eğitim almış entelektüel birikimi olan biridir. Yazarlığa biraz geç başlamış olsa da ve kariyerinde önce sinema ve reklam editörlüğü ve senaristliği olsa da eşinden gizli katıldığı bir biyografi yarışmasında derece yaparak yazarlığa ancak 1996 yılında 55 yaşında adım atmıştır. Biyografi romanlarının dışında tamamen kendi kurguladığı romanları da olan yazar herhangi bir kitap fuarında söyleşisinde size denk gelirse eminim size çok şey katacaktır.

Gelelim artık kitaba:

Kitap kökleri taa Mustafa Nail Paşaya Kadar uzanan Aylin Devrimel’in fırtınalı yaşam öyküsünü anlatıyor. Neden fırtınalı diyorum şöyle hemen kısaca özetleyeyim, Türkiye de Amerikan Kız kolejini bitiren Aylin, Paris’e Üniversiteye gider ama burada Libyalı bir prensle tanışıp onunla Libya’ya gidip prenses olur. Yaşanan bir sürü sürükleyici olaydan sonra Amerikaya gidip orada Tıp eğitimi alır ve çok ünlü bir psikiyatrist olur ve bununla da yetinmez Amerikan ordusunda Subay olur ve hayatı tarjik ve gizemli bir şekilde son bulur.

Kitapta yazar ilginç bir yöntem kullanarak kahramanın cenazesinden başlar anlatmaya, bir sürü baş karakterin tabutu önünde okursunuz kitabı. Sonra bir anda Aylin’in lise yıllarına dönerek en baştan yeniden başlar hikayesi Aylin’in.

Aylin çok genç yaşta ilk aşk heyecanıyla bir Arap prensiyle evlense de doğunun baskıcı kültürüne dayanamaz ve buradan Cenevre’ye kaçar ve tıp eğitimine başlar. Tabi bu ilk bölümde şahane bir betimleme yapan yazar doğu kültürüne iyi yada kötü demeden size durumu ayrıntıları ile anlatır. Siz beğenir yada beğenmezsiniz. Ben beğenip beğenmemekten ziyade tanıdıklık duygusu sezdim.

Ardından Cenevrede çok hırslı ve başarılı bir öğrencilik hayatının ardından doktor olmasını görürüz. Tabi buralarda yazar süslü bir anlatımdan ziyade sade bir dil kullanarak sizi olayların içine sürüklüyor.

Burada da kabına sığmayan yazar buradan Amerika’ya geçip tıp kariyerine devam eder ve ardından Amerikan ordusuna girer.

Kitap boyunca yazar sizi Türkiye, Libya, İsviçre ve Amerika başta olmak üzere bir çok yerde dolaştırırken siz bir şehir ve kültür belgeseli seyrediyor gibi hissedersiniz. Mekan tasvirleri çok doğru bir fotoğrafa bakıyor gibisiniz. Bence kitabın en iyi yanlarından biri bu.

Yazarın bu kitapta ki en başardığı şey ise Aylin karakterini kutsal bir hale getirmiyor ve onun olumsuz özelliklerinden de bahsediyor. Ve bu durum size gerçek bir hayat hikayesi okuduğunuzu çok net hissettiriyor.

Aylin sıradan bir insandan çok daha fazla kişisel bir olay görmüş ve dünyanın da pek sakin olmadığı bir dönemde yaşamıştır. Bu kitabı okuyarak sadece Aylin’i değil Orta doğuyu Amerika’yı ve Avrupa’yı da çok yakından gözlemleme fırsatınız oluyor.

Ben beğendim kitabı, siz de hangi tür kitap seviyorsanız sevin mutlaka bu romanda hoşunuza gidecek bir şey bulacaksınız.

Size kitaptan en sevdiğim alıntıyı bırakıyorum.

“Hayatta gri renkler vardır” dedi Nilüfer.

“Hiçbir şey siyah beyaz değildir. Hele sevgiler hiç değildir.”